
Toplum olarak çok iyi bildiğimiz, fakat iş uygulamaya gelince unuttuğumuz bir söz vardır hamama giren terler diye.
Bu söz sadece bir deyim değil, aynı zamanda bir hayat ölçüsüdür. Çünkü sorumluluk almak; alkışa, makama ya da menfaate talip olmak kadar, yük taşımayı, bedel ödemeyi ve eleştiriye açık olmayı da beraberinde getirir.
Bir göreve talip olan, bir makamı kabul eden ya da bir sorumluluğun altına imza atan herkes şunu bilmelidir; O yol güllük gülistanlık değildir. Eleştiri vardır, yük vardır, bedel vardır. Hamama giren nasıl terlemeyi göze alıyorsa, sorumluluk alan da sonuçlarına katlanmayı peşinen kabul etmiş sayılır.
Bu konu, yalnızca kamu görevlileri için geçerli değil. Bizim birey olarak topluma olan ödevlerimizde, stk yöneticilerinin de teşkilatlarına karşı olan sorumluluklarında kısacası her alanda geçerlidir.
Ne yazık ki bugün sıkça şuna şahit oluyoruz, yetki isteniyor ama sorumluluk istenmiyor. Makam seviliyor ama yük ağır gelince şikayet başlıyor. Oysa hem dinen hem de vicdanen bu kabul edilebilir bir durum değildir.
İslam ahlakında emanet kavramı son derece önemlidir. Emaneti alan, onu layıkıyla taşımakla yükümlüdür. Peygamber Efendimiz’in (sav) “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz” buyruğu, bu meselenin ne kadar açık ve tartışmasız olduğunu ortaya koymaktadır. Sorumluluk, sadece yetki kullanmak değil; hesabını verebilmektir.
Sorumluluk alan kişi, alkışı da eleştiriyi de olgunlukla karşılamalıdır. İşler yolunda giderken önde, sıkıntı çıkınca kenarda durmak ahlaki değildir. Çünkü mesele şahsi değil, toplumsaldır. Yapılan her ihmalin, atılan her yanlış adımın bedelini bir kişi değil, bütün toplum öder.
Bu yüzden diyoruz ki, kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, eğer sorumluluk almışsa gereğini yerine getirmelidir. Gücü yetmiyorsa, bilgisi yetmiyorsa, niyeti samimi değilse o hamama hiç girmemelidir.
Çünkü hamama giren terler… Terlemek istemeyen aynaya değil, niyetine bakmalıdır.


