son dakika

BİR İNSANLIK DURUMU OLARAK SEKÜLERLİK VE DİNSELLİK

Ekim 31, 2016 | by kanal56
BİR İNSANLIK DURUMU OLARAK SEKÜLERLİK VE DİNSELLİK
Güncel
0

Sekülerleşme anlatısına İslamcı veya muhafazakar perspektiften bir tür karamsarlıkla katkıda bulunanlar da bana göre doğru bir iş yapmıyor” demiştik. Gerçekten de bu tür söylemler, sekülerleşmenin kendini tarihin sonunun muzaffer ideolojisi olarak sunmasına, bu yolla, tuhaf bir biçimde önemli bir katkıda bulunmuş oluyorlar. Oysa çıkış noktaları muhafazakarca, dinin sekülarist saldırılara karşı korunması, dindarlarda bir bilincin uyandırılması olabiliyor. Ama bunu yaparken sekülerizm merkezli bir tarih ve gerçeklik penceresinden baktıklarını bile fark etmiyorlar.

Sekülerleşme tezinin zaten telkin etmeye çalıştığı bilinç hali, dinin eninde sonunda çekilip gittiği ve yerine aklıyla, iradesiyle, değerleriyle insanın her şeyin merkezine oturacağıdır. İnsanı dinle, tanrıyla bu şekilde karşıtlaştırmak ayrı bir zihinsel sapma biçimi tabi ve emin olun hiç de yeni değil ve hiç de dünyaya tamamen hakim olacak bir sapma biçimi değil.

Sekülerleşme tezinin, dünyaya yaydığı yaşam biçimleriyle, kapitalizmiyle, tüketim kültürüyle veya eninde sonunda putperestliğe varan hurafeleriyle çaldığı zafer tamtamları, insanlık var oldu olalı şirk dininin kendini hep ifade ettiği vesveselerinden ibaret de görülebilir.

İnsanları, hele dindarları dünyaya gark olmamaya doğru uyarmak, va’zu nasihatte bulunmak zaten dini söylemin en önemli işi. Ama bunu yaparken “din elden gidiyor” telaşı içine girmek de, Kur’an’ın telkin ettiği anlayıştan bakıldığında, fuzuli bir ruh halini yansıtıyor. Kur’an’ın anlatımından bakınca din Allah’ın dini ve onu koruyan da odur. Ona tabi olan kendini korumuş, kendini kurtarmış olur. Buradan bakınca seküler insanın çırpınışı da, kendine yeterlik iddiaları da insanlık tarihi boyunca sergilenmiş, çaresiz ve zavallı kula kulluk örnekleri olarak ayrı bir manzara arz ediyor.

Doğrusu, seküler çağ iddiası veya sosyolojik olarak sekülerleşme tezinin olgusal olarak doğru olmadığını sergileyen çok değerli çalışmalar da var. Peter L. Berger ve Thomas Luckmann’ın dünyanın en seküler dönemini yaşadığının söylendiği dönmelerde bile böyle bir şeyin değil tam tersi bir dinselleşmenin gelişmiş olduğunu üstelik Avrupa örneğinde gösterdikleri çalışmaları bu türdendir. Berger ve Luckmann Avrupa’da Hıristiyanlığın asıl altın çağını modern dönemde yaşadığını bile söylerler. Dinselliğin daha hakim olduğu varsayılan Ortaçağda özellikle kırsal alanda geçerli olan dinsellik sınırları, söylemleri belirsiz bir paganizmden ibarettir ve kentleşmeyle birlikte Kilise örgütlenmeleriyle dinselliğin daha kitabi formları devreye girmiştir.

Aydınlanma Çağı’nın ünlü düşünürlerinden David Hume‘un Dinin Doğası kitabı isimli kitabı ise sekülerleşmenin dinselliğe karşı veya tektanrıcılığın çoktanrıcılığa karşı evrimsel bir gelişme içinde olduğu tezine karşı çok daha açıklayıcı çevrimsel esasa göre işleyen bir model ortaya koyar. Seküler değerlerin doruğa tırmandığı Aydınlanma çağında genel geçer yaklaşıma aykırı bu çerçeve hem dinin kendi içinde tektanrıcılıktan çoktanrıcılığa doğru gidiş-gelişlerini hem de tarih içinde seküler ve dinsel arasındaki gelişme çizgisini evrimci bir yaklaşımdan kurtarıyor.

Dinler tarihi alanında hakim bir paradigma olarak evrimci pozitivist yaklaşıma karşılık, Hume, çok daha önceden hem dinler arasında hem de her dinin kendi içinde çoktanrıcılıktan (hurafecilikten) tek tanrıcılığa (kitabiliğe) ve oradan tekrar çoktanrıcılığa doğru geçişler olduğunu anlatır. Bu hareketlilik dinler tarihindeki eğilimler arasında bir tür sarkaç modeli seklinde bir değişimi ayırt etmemize imkân veriyor.

Çağımızda dinsellikten uzaklaşma olarak kaydedilen gelişmeler veya söylemler ilk insandan itibaren dini bir söylemle birlikte var olan, onunla çatışma ve tartışma halinde olan eylem ve söylemlerdir. Dönem dönem biri diğerine galebe çalmış, göreli bir üstünlük elde etmiştir. Ama dünyanın hiçbir döneminde biri tamamen diğerini yok etmemiştir. Çünkü sekülerlik arzusu da, dinsellik arzusu da insanın içinde var olan iki temel eğilim.

Bu iki eğilim bazen bir toplum içinde kendi aralarında bir sarkaç gibi gider gelirler. Toplumda görünür bir dindarlaşma veya dinden uzaklaşma hareketleri görülür. Ama bunlar bir toplumun içinde tarihsel dalgalar şeklinde gerçekleşir. Burada birinin lehine bir evrim hareketi tespit etmek mümkün değildir.

Bazen bir dinin kendi içinde bir dünyevileşme-uhrevileşme hareketi birinin lehine diğerinin aleyhine olacak şekilde gelişir. O zaman dinin, içselleştirilmediği halde, tamamen dünyevi eğilimler ve amaçlar doğrultusunda basitçe araçsallaştırılması sözkonusu olur. Yani insan dinin kurtuluş çağrısına kulak verip kendini değiştireceğine, dini dünyevi çıkarları doğrultusunda eğip büker, tahrif eder, dini kendine tabi kılar.

Bazen de bir bireyin kendi içinde dindarlaşma veya dünyevileşme yönünde bir hareketlilik gözlemlenebilir. İnsan her zaman aynı ruh halinde, aynı yaklaşımda olmaz. Bir gün dünyaya gark olmuş bir insan ertesi gün veya bir saat sonra yaşadığı bir olayın, aldığı bir haberin, gördüğü bir şeyin, okuduğu bir mesajın etkisiyle dinsel bir hale yönelebilir. Bir tövbe veya bir yeniden doğuş tecrübesi şeklinde olabilir bu yöneliş. Tam tersi bir durum da olabilir. Bir gün yaptığı herşeyin hesabını vereceği duygusuyla tam bir ilahi gözetim altında yaşadığı hissiyatından çıkıp dünyaya meyledebilir insan.

Bütün bu hallerde insanın, toplumun veya dinin bizzat kendisinin sekülerliği veya dinselliği arasında evrensel sayılabilecek geçişler olduğunu görmek için sadece insan olmak yeter. Çünkü tarih boyunca ve dünyanın her yanında her insan teki ve topluluğu bu geçişleri yaşar, yaşamıştır. Bu geçişler arasında evrimsel bir çizgi yok, sürekli kendini tekrarlayan bir insanlık halinin tezahürleri vardır. Dahası aslında sekülerliğin bir ideolojiye dönüştüğü, bir iddia ve inanç olarak ifade edildiği zeminin de tamamen dinin zemininde olduğuna dikkat etmemiz lazım. Kendi sekülerliğini (laikliğini) ifade ederken adeta bir dine veya bir inananlar topluluğuna ait olmanın heyecanını ifade edenlere yabancı değiliz nasılsa.

Bütün bunlara karşılık Seküler Çağ iddiası var olan ezeli bir kavgada seküler bir cepheden atılmış zavallı bir naradan başkası değil.

Dini bir açıdan bakanlar için Allah eninde sonunda nurunu tamamlayacaktır.

Paylaş

Comments are closed.